Yazarlar eserlerinde ölüm, cesetler ve ürkütücü detaylar gibi korkunç ve dehşet verici sahne ve kısımları çeşitli yöntemlerle resmetmişlerdir. Bazı yazarlar ölüm, cinayet ve şiddetin kasvetli gerçeklerini ifade etmek için mecazi veya örtülü bir dil kullanırken, diğerleri bu tür bölümleri açıkça anlatarak doğrudan ve gerçekçi bir üslup kullanırlar. Bu makale, edebiyatta ölüm ve cinayet anlatılarını üç İngiliz yazarı karşılaştırarak incelemektedir: Arthur Hugh Clough, Charles Dickens ve Joseph Conrad. Edebi eserlerde ölüm, ölüler ve cansız bedenler, içerisinde üretilen toplumun kültürel ve varoluşsal kaygılarını yansıtır. Ölüm, ceset ve cinayetin edebi temsilleri tarih, kültürel çalışmalar ve edebiyatın buluştuğu bir kesişme noktasıdır. Yazarların ölü bedeni ve ölümü temsil etme biçimleri eserlerindeki bağlamlara ve tarihsel dönemlere göre değişir. Bu temsiller ile yazarlar, ölüm, cinayet, beden, varlık, maddi ve metafizik insan bedeni hakkındaki temel ve esaslı sorulara cevap vermeye çalışıp bu konuyu irdelemişlerdir. Sonuç olarak, Dickens ve Conrad’ın eserlerinde ilgilenilmesi zor olan cinayet, ölüm, ceset ve parçalanmış beden anlatılarının büyük bir ayrıntı ve son derece gerçekçilikle resmettikleri görülmektedir. Bu iki yazar ölümü, bulundukları dönemdeki insanlar ve kültür tarafından algılandığı şekliyle yani soğuk ve hareketsiz olarak betimlerler. Öte yandan Clough, ana karakterinin cinayet, baskın, ölüm ya da şiddete hiç tanık olmamış gibi görünen uysal, ironik bir beyefendi rolüne büründürür. Clough karakterine korkunç olaylar yaşatır ama bu sahneleri görmemiş gibi atlayarak ve unutkanlık gibi göstererek onu teselli eder.