Bu çalışma, Stefan Zweig’ın Satranç (1942) adlı öyküsünü travma edebiyatı kura mı çerçevesinde ele almaktadır. Çalışma, Satranç’ın Nazi rejiminin birey üzerinde yarattığı psikolojik yıkımın bir temsili olduğu kadar, aynı zamanda sürgün, tecrit ve travma kavramları etrafında Zweig’ın biyografik varlığının dolaylı izlerini ta şıyan çok katmanlı bir anlatı sunduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda araştır ma, Satranç’ta betimlenen Dr. B. ile Stefan Zweig arasında birebir bir özdeşlik olduğunu iddia etmemekle birlikte öyküde temsil edilen travmatik bilinç hâli ile yazarın sürgün yıllarında deneyimlediği köksüzlük, yalnızlık ve anlam kaybı ara sında dolaylı bir paralellik bulunduğunu savunmaktadır. Mevcut literatürde Sat ranç, çoğunlukla dönemin sosyopolitik koşullarının bireysel bilinçteki yansımaları üzerinden değerlendirilmiş; öykünün başkarakteri Dr. B.’nin yaşadığı zihinsel çö zülüş, totaliter şiddetin birey üzerindeki etkilerinin psikolojik bir temsili olarak ele alınmıştır. Öte yandan, Zweig’ın politik tutumu eleştirel literatürde sıklıkla “burju va vurdumduymazlığı”, “pasifizm” ya da “korkaklık” gibi kavramlarla ilişkilendi rilmiş ve bu değerlendirmeler çoğu zaman yazarın özellikle geç dönem anlatıların da benimsediği dilsel ve anlatısal derinlik yeterince dikkate alınmadan yapılmıştır. Bu çalışma, söz konusu eleştirilerin belirli açılardan temellendirilebilir olduğunu kabul etmekle birlikte travma kuramının sunduğu kavramsal çerçeve ışığında bu değerlendirmelerin yeniden ele alınması gerektiğini ve öyküde kurulan travmatik anlatı dilinin Zweig’ın sürgün deneyimiyle bağlantılı varoluşsal kırılmaları görü nür kıldığını ileri sürmektedir.