Kültür, tarihsel süreçte belli nedenlerle ve belli koşullar altında değişime uğrar. Bu değişim, bazen tarihin doğal akışı içerisinde, zamana yayılmış bir biçimde gerçekleşirken bazen de yaygın ve baskın bir kültürün zorlayıcılığı ile meydana gelir. Alan yazınında zorla kültürleme olarak adlandırılan bu durum, Sovyetler Birliği döneminde bir devlet politikası olarak uygulanmıştır. Bu politika çerçevesinde bilhassa din merkezli olarak yasaklamalar gerçekleştirilmiş; çeşitli gelenek ve görenekler kültürel hafızadan çıkartılarak yerine Komünist ideolojinin ritüelleri yerleştirilmeye çalışılmıştır. Yasaklanan bu geleneklere Noel, Nevruz, Kurban ve Ramazan bayramları, Naadım, Şagaa ve oytulaaş örnek gösterilebilir. Oytulaaş, Tuva kültüründe gençlerin tanışarak kendi rızalarıyla evlenmelerinin önünü açan ve ebeveynlerce kabul gören bir geçiş ritüelidir. Bilhassa hasat mevsiminden sonra evlilik çağına gelmiş gençler arasında oynanan, kendi içinde bazı evrelerden oluşan ve Tuva kültüründe önemli bir yere sahip sözlü kültür ürünleri bulunduran bu gelenek, 1929’dan itibaren yasaklanmış; oytulaaşlara katılanlar cezalandırılmıştır. Bu gençlik oyunlarında söylenen koja?lar da yasaklanmasına rağmen Tuva edebiyatının kurucu nesli, bu türkülerin temalarını ve yapısal özelliklerini kendi şiirlerine taşıyarak bir sözlü kültür ürününü modern edebiyat eserlerinin zemini olarak değerlendirmekten geri durmamıştır. Çalışmamda Tuva yazı dilinin başlangıcı olan 1930 ve günümüz arasını kapsayan bir derlem oluşturarak oytulaaş temasını doğrudan veya dolaylı işleyen eserleri inceledim. Böylece zorla kültürlemenin bir gelenek üzerindeki etkilerini ve bu etkinin edebî alana nasıl yansıdığını ortaya koymayı amaçladım.