Frege, Russell ve Wittgenstein, 20. yüzyılın başlarında analitik felsefenin kuru
cuları olarak özellikle doğruluk, anlam, referans, kullanım gibi yönleri açısından
dile odaklandılar. Ancak dilin doğası, dil ve dünya arasındaki ilişkinin felsefi an
lamda incelenmesi eski bir konu olup antik dönemlere kadar gitmektedir. Örneğin
Platon’un Kratylos’u, dille şeyler arasında doğal bir ilişkiyi savunan “doğalcılık”
ile dilin kökeninin toplumsal sözleşmelere dayandığını ileri süren “uzlaşımcılık”
görüşlerinin tartışıldığı ilk eserlerdendir. Platon’un, idealar teorisi bağlamında do
ğalcılıktan yana olduğu ileri sürülebilir. Öğrencisi Aristoteles ise açıkça uzlaşımcı
yaklaşımı savunur. 10. yüzyılda Türk İslam filozofu Fârâbî de Aristoteles ile aynı
görüşü paylaşır. Literatür taraması yapılan bu makalede Fârâbî’nin uzlaşımcı dil
teorisine odaklanılmıştır. Çalışmanın temel iddiası, Fârâbî’nin bu görüşe temayül
etmesinde, onun çokdilli olmasının pratik bir katkısı olduğudur. Dayanak, çeşitli
diller bilmesinin, ona bunlar arasında bir kıyaslama yaparak aynı anlamın farklı
dillerde farklı şekillerde dile getirildiğini ve bunların birbirlerine anlamsal olarak
bir önem hiyerarşisine tabi tutulamayacağını bilme imkânı sağladığı düşüncesidir.
Çalışmada, öncelikle Fârâbî’nin dil meselesine eğilmesinin mantıkla ilişkisi çerçe
vesinde felsefi bir temele dayandığı ortaya konmuştur. Ayrıca filozofun zengin dil
varlığı incelenmiş ve bunun uzlaşımcı dil teorisini benimsemesinde deneyimsel bir
etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.